
Bazı zaferler sadece bir savaşın kazanılması değildir; bir milletin karakterini, inancını ve kaderini yeniden yazdığı dönüm noktalarıdır. İşte Çanakkale, böyle bir destanın adıdır. Tarihin sayfalarına sadece bir askeri başarı olarak değil, bir milletin var olma iradesi olarak kazınmıştır.
1915 yılında dünyanın en güçlü orduları, donanmaları ve silahlarıyla Çanakkale Boğazı’na dayanmıştı. Ama hesap edemedikleri bir şey vardı: Bu toprakları vatan bilen insanların sarsılmaz inancı… Anadolu’nun dört bir yanından gelen gençler, omuz omuza vererek vatanın kapısında bir duvar gibi durmuştu. O gün cephede yalnızca askerler değil, bir milletin umudu, onuru ve bağımsızlığı da savunuluyordu.
Çanakkale’de toprağa düşen her bir şehit, aslında bir milletin yeniden doğuşuna hayat verdi. O gençlerin çoğu daha hayatlarının baharındaydı. Kimisi bir öğrenciydi, kimisi bir çiftçi, kimisi daha ailesine doyamamış bir evlattı. Ama hepsinin kalbinde aynı sevda vardı: Vatan.
Bu yüzden Çanakkale, sadece bir zafer değil; fedakârlığın, cesaretin ve inancın en büyük destanlarından biridir. O gün siperlerde yazılan hikâye, aslında milletimizin birlik olduğunda neleri başarabileceğinin en güçlü kanıtıdır.
Bugün özgürce yaşadığımız bu topraklarda attığımız her adımda, o fedakârlığın izleri vardır. Okullarımızda okunan her marşta, dalgalanan her bayrakta, çocuklarımızın umut dolu yarınlarında Çanakkale’nin ruhu yaşamaya devam eder.
Çanakkale bize şunu öğretir :
Bir milletin gücü yalnızca silahında değil, yüreğinde taşıdığı inançtadır. O inanç varsa, en zor zamanlarda bile umut tükenmez.
Bizlere düşen en büyük görev ise o büyük fedakârlığı unutmamak ve gelecek nesillere anlatmaktır. Çünkü geçmişini hatırlayan milletler, geleceğini daha sağlam inşa eder.
Bugün Çanakkale’ye baktığımızda sadece bir savaşın izlerini değil, bir milletin 'vatan söz konusuysa gerisi teferruattır' diyerek yazdığı destanı görürüz.
Ve o destanın en güçlü sözü hâlâ kulaklarımızda yankılanır:
“Çanakkale Geçilmez.”
Hazırlayan: * İlknur BURSALI