Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Necmi ÜNLÜ

Necmi ÜNLÜ

Tarih: 11.09.2019 13:50

GERÇEK TÖVBE

Facebook Twitter Linked-in

          İnsanoğlu hata işlemeye kabiliyetli bir varlık olarak yaratılmıştır. Kimi insanlar Allah’ı inkâr eder, Allah’a başka varlıkları şirk koşar hata eder. Kimileri Hıristiyanlar gibi Hz. İsa’nın (as) Allah’ın oğlu olduğunu iddia ederek şirk koşmuş olur, büyük hata eder. Kimileri de Hz. Peygamber’in (asm) kutsal kitaplardaki vasıflarını bildiği halde gizler, yanlışlık yapar. Küfründe inad eder. Bazı insanlar da Müslüman olduğu halde, mü'min olduğu halde beşer olmasının gereği olarak günah işler, hata eder. Bazen nefsine uyar, bazen kötü arkadaşlarına tâbi olur. Bazen de şeytanın telkinlerinin etkisinde kalır.

         Âyetten anladığımız husus, hangi çeşit hata yapılırsa yapılsın bundan tövbe etmenin mümkün olduğudur. Allah insanları yaptığı hatalardan dönmeye dâvet ediyor. Hatadan dönmenin adı Kur’ân’da “tövbe”dir. Kur’ân’dan anladığımıza göre sadece dil ile “Tövbe ettim, ben yanlışlıktan vazgeçtim” demek yetmez.

          Bu bir kere dil ile söylendiği kadar kalp ile de söylenmeli, yani yürekten pişmanlık duyulmalıdır. Nedamet denilen pişmanlık ateşi insanı yakıp kavurmalıdır. Pişman olmayan bir insanın diliyle tövbe ettiğini söylemesi çok fazla bir şeyi değiştirmez. Çünkü kalbi, beyni, hayali, fikri hep o hatada kalır ve fırsat bulsa yine o hatayı yapar. Ama gerçekten pişman olan bir kimse, kendisi bir daha o hata, o günah imtihanı ile karşı karşıya geldiğinde iradesiyle o kötülüğü, hatayı işlemeyen insandır. Bu durum okuduğumuz âyette, “ve aslahu” kelimesiyle ifade buyruluyor. Tövbe edenlerden sonra “kendini ıslâh edenler, düzeltenler” denmesi, dönüşün pişmanlıktan sonra fiille de olması gerektiğine işaret ediyor. İnsan tövbe ederse, tam bir dönüş yapacak ve yaptığı kötülüğün zıddını yapacak, kendisini düzeltecektir. İşte gerçek tövbe budur. Cenâb-ı Hak kendisini “Tevvab ve Rahim” olarak nitelendirmekle, tövbeleri çokça kabul edeceğini ve kullarına karşı çok şefkatli olduğunu gösteriyor. Adeta bu isimleriyle biz günahkâr ve asi insanların yardımına koşuyor, bize yeni fırsatlar tanıyor.

O halde yapılacak şey, önce hatamızı anlamaktır. Hatamızı anlamak en büyük fazilettir ve hatadan dönmek için en önemli bir fırsattır. Ama insan her zaman Allah’ın yasakladığı fiilleri işlediği halde avukat gibi bu hataları müdafaa ederse, "Ben hata işlemiyorum, artık bu tür şeyler normal” gibi ifadeler kullanırsa o insan hatasından dönmek için tövbe etmez, pişman olmaz. Kendisini düzeltmek için çaba sarf etmez. Bu durumda Allah’ın rahmetine de kavuşamaz. Allah, biz günahkâr ve asi insanlardan samimî tövbe bekliyor, pişmanlık ateşiyle yanmamızı bekliyor. Sonra da halimizi düzelterek kendisine hakikî bir kul olmamızı istiyor. Ne mutlu Allah’ın rahmetinin sırrını anlayanlara... Allah bizleri hatalarından dönen, lânetten uzaklaşan ve Allah’ın rahmetine mazhar olan insanlardan eylesin âmin.

 

DİPNOTLAR:

1- Bakara:2/160.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —