
“Bugün hava güzel,
Bugün içim içime sığmıyor.
Annemden mektup aldım,
Memlekette gibiyim.”
Dizelerinde, alınan bir haberin mutluluğu ne güzel yansıtılmış sevgili okurlar.
Şairimizin* bu şiiri yazdığından bu yana haber araçları çeşitlendi ve çok şey değişti.
90’lı yıllarda, cep telefonunun hayatımıza girmeye başlamasından bu yana neredeyse mektup yazmayı unuttuk. Oysa o mektupları ve bayram tebrik kartlarını bekleme heyecanını ve onlara kavuşma sevincini çok iyi biliriz. Askerlik görevimizi yaparken memleket kokan üzerinde alıcı olarak adımız yazılı bir zarfı nasıl da hasretle bekler, bize uzatılan zarfı aldığımızda sevinçten ne kadar da mutlu olurduk. Okumak için sabırsızlanır ve hemen en yakın kuytu bir köşeye çekilirdik. Satırlar arasında üzülecek bir haber de yoksa değmeyin keyfimize. Tüm yorgunluğumuz geçerdi.
“Yine yakmış yar mektubun ucunu
Askerlikte sevda çekmek zor diyor.
Yükleyip postanın bana suçunu
Hatırımı teller ile sor diyor,
Askerlikte sevda çekmek zor diyor.”
Şarkısı da* duygularımıza ne güzel tercüman olurdu.
Şimdi öylemi ya? Alıyoruz telefonu elimize, yazıyoruz mesajı, basıyoruz gönder tuşuna. Âzamî üç satır, bilemedin beş satır. Telefonda; “mesajınız iletildi” yazıyor. Bir müddet sonra da telefon hafızasında yer tutmasın diye siliyoruz. Bunun için sil tuşuna basmak yeterli. Bu şekilde yüzlerce mesaj yazıp silebiliyoruz.
Sevgili okurlarımdan orta yaşı geçenler iyi bilir. Cep telefonları hayatımıza girmeden önce PTT şubelerinin önlerinde, kırtasiye ve matbaalarda çiçek bahçesi gibi rengarenk tebrik kartları sergilenirdi. Artık kime hangi duyguları yansıtanı göndermek istiyorsak, ihtiyacımız kadar onlardan alırdık. Memleketten ayrı yerde yaşıyorsak, aile fertlerimiz yanında diğer büyüklerimize ve arkadaşlarımıza gönderirdik. Artık o kartlar evin bir odasında; aynanın veya çerçeveli bir resmin köşesini yıllarca süslerdi. Kartın sahibine de bir an önce kavuşabilmenin özlemini taşırlardı. Mektup yazmayı düşündüğümüz birileri var ise, göndereceğimiz kişiye göre farklılaşan renkli mektup kağıtları ve zarfları da satın alırdık. Üzerlerine yazılan cümlelerin duygu tonu alıcıya göre değişir, pahası ise para ile ölçülemezdi. Ben otuz yıl önceki kart ve mektupları hâlâ saklıyorum. O günkü duyguları bugün de muhafaza ettikleri gibi, değerleri gün geçtikçe artıyor.
Bizler mektuplar ve tebrik kartlarıyla duygularımızı yansıtırken, hayat farklı mecralarda da devam ediyor, haberleşmede farklı süreçler yaşanıyordu.
Haberleşme aracı olarak o yıllarda telefonlar da vardı. Şarkıda, “Hatırımı teller ile sor” diyen sevgilinin kastettiği sabit telefonlar. Manyetolu telefonlar… Kolu çevrilerek Postahanenin arandığı ve orada bulunan görevli tarafından aktarma yapılarak görüşmenin sağlanabildiği telefonlar…
Bunlardan bahsetmeden geçemiyeceğim. Acele görüşmelerin bile zaman aldığı, görüşme başladığı zaman ise hatların karıştığı veya yarıda kesilebildiği yıllar… Daha sonra çevirmeli telefonlarla tanıştık. Onlar öncekilere göre daha iyiydi. Diskin üzerindeki numaraları işaret parmağımızla çeviriyor, görüşeceğimiz kişiyi doğrudan arabiliyorduk. “Yine ne numaralar çeviriyorsun?” sözü, sanırım bu telefonlardan kaldı bize. Sabit telefonlardan tuşlu olanlar hâlâ kullanılmaya devam ediyor. Ancak süreç farklı bir yöne doğru evrildikçe farklı kulvarlarda yarışa yeni katılan haberleşme araçları, sabit telefonları sollamaya başlıyor.
Bu tür anlatımlarda rakamlar göze pek hoş görünmez. Fakat, veriler rakamla ifade edilirse, daha somut bir değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum. 1929 yılında ülkemizde mevcut olan sabit telefon abonesi 15 262
1994 yılı sabit telefon abone adedi, 12.305.760
1994 yılı ilk defa cep telefonu kullanılmaya başladığımız yıl. Peki abone sayısı ne kadar?
Bunun yanıtı ise; 81.276
Takvimler, 1998 yılını gösterdiğinde sabit telefon abone sayısı 16.959.500’e ulaşırken, cep telefonu abone sayısı hızla artmaya devam ediyor ve 3.382.137 sayısına ulaşıyor.
Aynı yıl, bizler için yeni olan bir kelimeyle tanışıyoruz.
İnternet
Ülkemizde İnternet, ilk defa bu yıl kullanılmaya başlanıyor. Başka bir anlatımla, şimdi yaşamakta olduğumuz sürecin temeli 1998 yılında atılıyor.
Haberleşme süreci artık yeni bir evreye giriyor. Farklı bir kavram ile karşılaşıyoruz.
İletişim
Peki , ilk yıl internet abone sayısı neydi? Artarak hızlanan ivmeye ve abone sayısına bağlı olarak ne gibi gelişmeler yaşandı?
İsterseniz bu soruların cevabını önümüzdeki yazıya bırakalım.
Habersiz kalmayın, sağlıcakla kalın.
*Cahit Sıtkı TARANCI: 04 Ekim 1910 – 13 Ekim 1956 tarihleri arasında yaşamış olan şair ve yazarımız.
*Güftesi Mehmet GÖKKAYA’ya, bestesi Erol SAYAN’a ait olan Türk Sanat Musikisi
NOT: Yazılarımı aynı zamanda aşağıya bağlantı adresini bırakacağım kişisel bloğumda da görüntüleyebilirsiniz:
https://kuzyakabilisimtarihkultur.com/