Menü Halıkent Bölge Gazetesi
Mustafa KAYA

Mustafa KAYA

Tarih: 19.10.2021 19:15

İKİNCİ DEVAM

Facebook Twitter Linked-in

                Toplayacağız hepsini bu hafta. Haftaya başka konum olacak. Belki bu kadar ehemmiyetli değil ama bıkmamak, bıktırmamak lazım. Yirdirmeyelim Demirci deyimi ile... Gene döneriz sağlığımız elverdikçe…

                Eskiden maç yayını yapılır iken televizyonunu yeni açanlar için skor hatırlatılırdı. Ben de geçen haftaki çareleri kısaca özetleyecek, akabinde yeni birkaç öneri ile haftayı kapatacağım.               

                Başlayalım :

                Çare 1 :

                Kültürel emperyalizme önce dur diyebilmeliyiz, trafik kazalarına dur demek gibi. Önce saldırılara göğsümüzü siper etmek. "Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın." İstiklâl marşının bu dizesine uymak. Futbol deyimi ile hatırlatır isek, topu yumuşatacağız göğsümüzde. Yumuşattığımız topu pas olarak çıkaracağız. Yani değerlerimizi bilenlerimize hatırlatmak, bilmeyenlerimize öğretmek. Eğitim işi. Komple, toptan eğitim. Yaşa başa bakmaksızın eğitim. Bunu biraz açsam olmaz mı? Olur. Bakın siz, nerelere dokunacağım: Aslında eğitim 6-25 yaşları arası gösteriliyor. Bence öyle olmamalı. Beşikten mezara eğitim olmalı. Barış MANÇO rahmetlinin hedefi üzere 7 'den 70 e, hatta zaman daha da ilerledi, 0 dan 85' e... Zülfiyare dokunalım o zaman: kimse alınmasın, ilkokul mezunundan, üniversite mezununa kadar eğitim. Öyle yanlışlar, öyle yanlışlıklar yapılıyor ve savunuluyor ki özgürlük adına eğitimli kesimde, ilkokul mezunu bile yanlışlığı görüyor ve bu kültürsüzlüğe şaşırıp kalıyor. İstisna da olsa örnek olunmamalı..

                Çare iki:

                Kültürü tanıtmak ve yaymak için fon ayrılmalı. Devletin ve kuruluşların bu konuya dair fon oluşturma zorunluluğu olmalı ve denetlenmeli. Kültürün ve değerlerimizin bir toplum için olmaz ise olmaz olduğu kabul ettirildikten sonra seferberlik ciddiyeti ile konu takip edilmeli. Kamplar yapılmalı küçüklerimiz için. Televizyonlarda, sosyal medyada, insanımızın algısına hitap edebilecek tüm platformlarda, tanıtım, anlatım, özendirme amaçlı çalışmalar yapılmalı.

                Çare üç : Kültürümüzü olumsuz etkileyen tüm mecralara yasaklar konulmalı. Tedricen olmalı ama bu. Yavaş yavaş, kademe kademe.

                Şimdi devam edelim…

 

                Çare dört :

                Eskiden ayrı bir bakanlık vardı. Kültür bakanlığı. Şimdi iki bakanlık birleşik oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı şeklinde. Ben yıllardır bu bakanlığın kültür bölümünün dişe dokunur, geniş çerçeveli kültürel farkındalık oluşturduğunu göremiyorum. Belki  kaçırmış olabilirim. İktidarı, muhalefeti eğitim ve kültür  konusunda yapılması gereken bir çok şeyin olduğunu söylerken, eksikliklerden bahsederken, neden bir adım atılamıyor anlayamadım. Kültür bakanlığı ayrı, ekonomik getirisi hayati olan turizm Bakanlığı ayrı bir bakanlık olsa herkes işine sımsıkı sarılsa diyorum hani. Bazen paranın da kurtaramayacağı konular, hatalar olur. Sağlık gibi, kültürel yozlaşma gibi. Ehemmiyet lazım vesselam.

                Çare beş :

                Demirci’nin her köşesine halı saha yapıldı. İyi mi oldu? İyi oldu elbette. Köyümüz şehrimiz rahatladı. Son iki yılda tenis sahaları yapıldı. Ülke çapında yarışmalar yapılıyor. İyi mi oldu? Elbette iyi oldu. Yüzme havuzu yapıldı. Yapılıyor, yapılacak da... Peki kültürel alanlar, siteler, mekanlar da yapılabilir mi? Her mahalleye olmasa bile iki üç mahallenin en kalabalığına, büyük köylerimize cep sinema, tiyatro, okuma salonları, gençlik merkezi şeklinde sosyal tesisler yapılabilir. Buralarda hem kültürel bilinçlenmeler hem de bu alanda geçirilecek zaman ile muzır etkili, yozlaştırıcı sosyal ya da sosyal olmayan medyadan uzaklaşırız. Alternatif bir yol oluşturulamaz mı? Ha.. Ne dersiniz?

                Çare altı :

                Madem aynı gemideyiz. Gemi batar ise hepimiz batacağız. Hep beraber. En uç görüşten diğer uç görüşe... En ortadan en sağa ve en sola, bir olarak ve birlikte çareler üretebileceğimiz çalıştaylar, en küçük birimden, yukarılara kadar politize olmadan, ortak paydalar bulmaya çalışarak, konferanslar, forumlar  düzenleyebilmeliyiz. Zor mu dediniz?.. Biz zora talip olmalı değil miyiz?

                Çare yedi :

                Yazı ve konuşma diline dair de, ben de dahil, özendirici ve hatta gerektiğinde yasaklayıcı tedbirler almalıyız.

                Çok mu zor?

                Koca bir millet uçurumdan yuvarlandıktan sonra hasar tespit ettirmekten daha zor olmasa gerek. İyi niyet, samimiyet ve gayret olduktan sonra hiç bir şey zor değil. Kasımpaşa’dan Haliç'e karadan gemi yürüten milletin torunları neler yapmaz Allah aşkına... O halde kolay gelsin…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —