Birçok maddiyatın yerine koyulması kolay aslında. Hayat denilen meşgaleli yolda, teknolojinin insanüstü olduğu çağda her şeyi yenileyebiliyoruz. Binlerce yıl önce yapılmış eseri bile aynısı ile restore edebiliyoruz. Hem de tarihi yapısına, dokusuna uygun olarak… Arabamızı, giysimizi yenileyebiliyoruz. Ne büyük maharet… Elimizden her şey geliyor.
Yenileyebildiklerimizin, yerine koyabildiklerimizin aksine bir daha ortaya koyamadıklarımız daha fazla sanki. Dostluklar, arkadaşlıklar, aile içi huzur vesaire… Annemiz, babamız ve bizi onlar kadar çok seven dede ve ninelerimiz… Kaybettiklerimiz vardır mutlaka aralarında. Kaybettiklerimiz derken bile, artık asla geri gelmeyecek nitelikte olanları kastetmiş oluyorum. Fotoğrafları var ise videoları ile sadece hatırlıyor; kâh gülüyor, neşeleniyor; kâh üzülüyor, hüzünleniyoruz. Ama tekrar canlı olarak, temas kurarak muhabbetlerine ortak olamıyoruz. Hatta bazen keşke yaşasalardı da kızsalardı bile diyebiliyoruz.
Söylemek istediklerim tam da bunlar değil aslında. Var iken, yaşıyor iken değerini bilmemekle ilgili sevdiklerimizin saydıklarımızın. Yenileyemeyeceklerimizin, yerine koyamayacaklarımızın değerini bilmek. Kişisel hayatımızda anne, baba, çocuklar, dede, nine, eş, dost, akraba, arkadaşlarımızın değerini bilmek. Değer verilmeli karşılıklı. Birbirimize değer katmalıyız. Sevgide saygı, saygıda sevgi olmalı. Çok mu absürt oldu? Severken içinde değeri de olmalı yani. Saygı gösterirken gerçek sevgisini de gösterebilmeli insan. Parayla değil, el ayak emeğiyle değil. Fakat gözüyle, lisanıyla gösterebilmeli. Aşkıyla, merhametiyle…
Toplumların hayatında da sanatçısı ile, zanaatçısı ile edebiyatçısı ile, bilim adamı ve kadını ile, yaşarken gördüğümüz, görebildiğimiz, faaliyetlerinden istifade ettiğimiz, sanatından zevk aldığımız, sözü ile konuşması ile mest olduğumuz insanların değerin biliyor muyuz? Benim biraz da ilgi alanıma giren sözün üstatlarının, lisanın üstatlarının değerini biliyor muyuz? Toplumun sağından, solundan, sadece düşüncesini açıkladığı için mapus damlarında yatan insanlar, yaşarken değeri bilinmiş olsa idi daha iyi olmaz mıydı? Nazım Hikmet, Necip Fazıl şimdi hangi kesimde üstat kabul edilmiyor Allah aşkına?
Geçen hafta ilçemize yaşayan bir üstat geldi. Nurullah GENÇ. Biz onu sadece şiirin, sözün üstadı olarak biliyoruz. Meğer on parmağında on marifet. Hatta kendi deyimi ile “Bir koltuğa iki karpuz sığar” anlayışını hayatına aksettirmiş bir üstat. Satrancından bilardosuna hobileri olan, hobilerine şiir bile yazmış üstat. Yirmi bir şiir kitabı, dört roman yazmış edebiyat dünyamızı zenginleştirmek için. Sıkı durun, aslında iktisatçı, hem de profesörlüğe kadar yükselmiş bir iktisatçı. Mesleki olarak da altı bilimsel eser kazandırmış iktisat dünyamıza.
Fakülteli öğrencilerimiz yoğun ilgi gösterdi üstada. Liseli öğrencilerimiz için de rehber olması için tekrar çağırma sözü aldık Belediye Başkanımızdan. Halkımızın o kadar da ilgi gösterdiğini söyleyemeyiz. Hâlbuki belediyemiz marifeti ile ayağımıza kadar gelen üstadı hem görebilme, hem de dinleyebilme şansına sahiptik. Hani değer verecektik yaşarken!... Hani kıymet bilecektik!... Hani onore etmek lazımdı güzel hareketleri!... Dizide başrol oyuncusu laf ile kapak yaparsa karşısındakine, replik oluyor tüm sosyal medyada ve sosyal çevremizde. Tuttuğumuz takımın futbolcusu güzel gol atarsa, bir hafta döndürüp döndürüp izliyoruz onu bıkmadan, usanmadan. Siz hiç Nurullah GENÇ’ten bir Amerikalıya Erzurum’u gezdiriş hikâyesini dinlediniz mi? Dinlese tüm gençler, ibret alsalar üstatlardan, ikiye katlarız her şeyimizi olumlu manada. Haydi izleyin, dinleyin onu. Hatta döndürüp döndürüp değil bir kerecik olsun.
“ Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Dokunduğun bir nakış da ben olsaydım…
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım”
Hazreti Peygambere naatı Yağmur şiirinden bir kesitti.
“ Uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
Yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda.
Oysa Ruveyda
Baştanbaşa ben
Kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim.”
Bu kesit de Ruveyda şiirinden. Hikâyesi de var ama hem yerim dar, hem de okuma kapasitemizi aştık. Değer, kıymet bilenler olmak ümidi ve duasıyla…
Haydi, sağlıcakla kalın.